5 Ocak 2016 Salı

ELANTRİS- BRANDON SANDERSON// KİTAP YORUMU

Kitabın adı: Elantris

Yazarı: Brandon Sanderson

Türü: Bilimkurgu- distopya

Yayınevi: Akılçelen Kitaplar

Sayfa sayısı: 501

Çevirmeni: Can Sevinç

Goodreads puanı: 4,15/5

Benim puanım 5/5

 

 ARKA KAPAK YAZISI: 

ELANTRİS devasa, güzel, kelimenin tam anlamıyla parlak, güçlü büyülü yeteneklerini Arelon'un tüm insanlarının iyiliği için kullanan hayırsever varlıklarla doluydu. Ve bu tanrısal varlıkların her biri, Shaod'un gizemli dönüştürücü gücü onlara dokunmadan önce sıradan birer insandı.

Ancak on yıl önce, hiçbir uyarı olmaksızın, büyü çöktü. Elantrianlar buruşuk, cılız, cüzzamlıya benzer yaratıklara dönüştü. ELANTRİS'in kendisi de karanlık, pislikle dolu ve döküntü haline geldi. Shaod artık bir lanetti.

Arelon'un yeni başkenti Kae, halkının unutmak için elinden gelenin en iyisini yapmaya çalıştıkları ELANTRİS'in gölgesinde kalıyor. Teod Prensesi Sarene, Veliaht Prens Raoden ile bir devlet evliliği yapmak için geldi. Karşılıklı mektuplaşmalarına dayanarak mutluluk bulacağını umuyordu. Ancak mutluluğun yerine prensin ölü, kendisinin ise onun dulu kabul edilmiş olduğunu gördü. Acımasız Fjordell bağnaz fanatiklerinin imparatorluk hırsı karşısında son direnen ülkeler oldukları için hem Teod, hem de Arelon tehdit altındalar.

YORUMUM:

İnkar etmeyeceğim; kitabın boyutunu görünce okumaktan fazlasıyla korktum ve çekindim. Üşengeç birisiyimdir ve normal olarak Elantris'i okumaktan da üşenmiştim. Eğer sizde benimle aynı hisleri paylaşıyorsanız bir kitabın sizi öldüremeyceğini idrak etmenin zamanı gelmiş demektir. O alt tarafı bir kitap, sadece daha büyük ve daha ağır. Ön yargınızı usulca bir kenara bırakın ve sakince ELantris'e başlayın çünkü sonradan, benim gibi, daha önceden okumadığınıza üzüleceksiniz.

Kitaba tek kelimeyle BAYILDIM. Ustaca kaleme alınmış, zekice kurgulanmış mükemmel bir roman Elantris. Ayrıca Elantris'in Brandon Sanderson' ın ilk kitabı olduğunu biliyor muydunzu? Ben @clockworklady'nin videosunu izlerken öğrendim ve küçük çaplı bir şok geçirdim. Brandon Sanderson'ın kaleminin çok iyi olduğunu elbet biliyordum fakat ilk romanın bu kadar başarılı olabileceği aklıma bile gelmezdi.

Raoden kusursuz erkek kalıbına tamamen uyuyor. Hayır, çok yakışıklı veya çok kaslı demeyeceğim. Güzel bir suratı olabilir fakat Raoden'in en iyi özelliklerinin arasına bile giremez çünkü onun karakteri gerçekten kusursuz. Raoden mükemmel bir lider. Spoiler vermemek için fazla detaya girmeyeceğim fakat bulunduğu her ortamda doğal olarak lider statüsüne yükseliyor ve kesinlikle yaptığı işte çok iyi. Harika bir lider olmasının yanı sıra çok da sadık birisi. Arelon'un halkı onun için pek bir şey yapmış olmasa bile Raoden onları ölümene dahi korur.

Sarene ise bambaşka bir mesele. Kesinlikle şu ana kadar okuduğum- bildiğim en güçlü kadın karakter. Hiçbir şekilde bir erkeğin korumasına ihtiyacı yok zaten bunu kitap boyunca da milyonlarca kez kanıtlıyor. Raoden'in kadın versiyonu da diyebilirim kısaca.

Hrathen'dan ilk başlarda her ne kadar nefret etsem de özellikle de son bölümde onu sevmeye başladım. Bu arada ben son 50 sayfaya kadar Hrathen'ı yaşlı bir adam sanmıştım fakat sanırsam o da diğerleri gibi genç :/ Hrathen, Fjorden'li bir gyorn ve Arelon'a ülkenin dinini Shu-Dereth'e çevirmek için geliyor çünkü Wryn'in kendisine verdiği görev bu. *Wryn peygamber gibi bir şey.* Bu arada gyorn rahipten de üstün bir seviye. Arelon'da Arel asıllı bir Derethi severiyle tanışıyor ve onu kendi yardımcısı yapıyor, bu şekilde Arelon'un dinini çevirme işlemlerini daha kolay halledebilir.

Okumanızı kesinlikle öneriyorum. Entrikalar ve aksiyonla dolu müthiş bir roman ve o kocaman romanın içinde kendinizi gerçekten de kaybedebilirsiniz :D.

Daha fazla bilgi için Kitap Avcıları'na bakmanız yeterli.

Satın almak için tıklayın. 

22 Kasım 2015 Pazar

Kanlı Hesaplaşma- Philip Margolin// Kitap Yorumu

Adı: Kanlı Hesaplaşma                         
Yazar: Philip Margolin
Orijinal adı: Gone, But Not Forgotten
Çevirmen: Deniz Rukiyye Sakallı
Yayın tarihi: 15/09/2015
Dil: Türkçe 
Sayfa sayısı: 416
Kapak: Sert kapak (Ciltli)
Yayınevi: Ephesus Yayınları
Puanım: 3.5 Yıldız


ARKA KAPAK:

Portland karanlığa gömülmüştü. Zengin ve saygın adamların eşleri birer birer kayboluyordu. Bu kayıpları birbirine bağlayan yegane işaretse tek bir siyah gülle, üzerinde Gitti Ama Unutulmadı yazan nottu. Bu durum geçmişte ülkenin bir diğer ucunda yaşanan dehşetin yeniden ortaya çıkması anlamına geliyordu. Tıpkı o zaman olduğu gibi korku dolu günler yaşanacak, peşi sıra ölümler olacaktı.

Bir katilin gölgesi hayatını karartırken, savunma avukatı Betsy Tannenbaum bir kabusun içinde kapana kısılmıştı. Çok yakında soğuk, güçlü ve hilekar bir müvekkili savunmak için sahip olduğu her şeyi ve sevdiği herkesi tehlikeye atacaktı.
Bu adam bir kurban da olabilirdi bir cani de.


 BENİM YORUMUM:
 Kitabın her bir sayfasını çevirdiğimde aklım daha da karıştı. Kim nerede, kim kim, şu an kimin ağzından okuyorum... hepsi birbirine girmişti. İlerleyen sayfalarda bu durum düzeldi diyemem ama olayları öğrendiğim ve krakterlere alıştığım için ilk baştaki kadar karışık gelmedi. Bu tamamen benimle ilgili bir sıkıntı da olabilir oy üzden sizi yanıltmasın.
 Philip Margolin'in okuduğum ilk romanıydı ve büyük bir ihtimalle polisye kitaplarını bir daha okumayacağım. Polisiye sevmediğimden değil, çok severim zaten. Fakat ne yazıkki Philip Margolin'in Tess Gerritsen kadar başarılı yazdığını düşünmüyorum. Vahşi Adalet belki daha iyidir, bilemiyorum ama Kanlı Hesaplaşma çok mükemmel bir polisiye romanı değildi. 

 Kitabın konusu cidden çok ilgi çekiciydi. Katil, kusursuz cinayetler işliyordu ve ardından sadece siyaha boyanmış bir gül ile bir not kağıdına yazılmış 'Gitti, ama unutulmadı' notu bırakıyordu. Ne bir ceset, ne de bir boğuşma izi. Hiçbir şey olay yerinde bir cinayet işlendiğini belli etmiyordu. Bunun gibi kusursuz cinayetler bana nedense Jack the Ripper'ı yani Karındeşen Jack'i anımsatıyor. Kendisi de tarihteki favori kişilerimden biridir, Kanlı Kontes ile beraber...

Yorumumu özetlemek gerekirse; ahım şahım bir kitap değildi, okumazsanız çok bir şey kaçırmazsınız. Fakat daha Tess Gerritsen'ın romanlarını okumadıysanız size kesinlikle öneriyorum çünkü Tess'in polisiye romanlarından sonra hiçbir polisiye onunkiler kadar zevk vermiyor.

Kitabı internetten ucuz fiyata almak için tıklayınız.
(Sizin için gerçekten araştırıp en ucuz fiyatı buldum. Bu gönderiyi 22 Kasım tarihinde yayınladığımdan dolayı fiyat değişmiş olabilir. Şu anki fiyat 15,50TL.) 

30 Ağustos 2015 Pazar

Illuminate Bana Ruhunu Ver- Aimee Agresti// Kitap Yorumu



Adı: Illuminate: Bana Ruhunu Ver  

Orijinal adı: Illuminate

Yazarı: Aimee Agresti

Yayıncısı: Optimum Kitap

Sayfa sayısı: 531

Goodreads puanı: 3.72

Benim puanım: 2.50


Arka Kapak;
Onlara inanmak istemiyordum. İnanmak istediğim Lucian'ın benden hoşlandığı ve bunun bir oyun olmadığıydı.

Durdu ve bakışlarını bana doğru çevirdi. Çok önemli bir şey söyleyecek gibi doğruldu.

"Dün gece konuştuklarımızı düşündün mü?" 

"Fotoğraflar üzerinde çalışıyordum. Sonra da uyuyakalmışım. Çok yorulmuşum."

"Düşün Haven! Yapabileceğin çok fazla şey var."

"Tam olarak ne istediğinden emin değilim."

Eğildi ve kulağıma fısıldadı. Nefesi tüylerimi diken diken ederken yaralarım acıyor, batmaya başlıyordu. 

'Ruhun…" dedi. "Bana ruhunu ver lütfen.'

Benim Yorumum;


Illuminate Bana Ruhunu Ver, bizim Kitap Avcıları olarak 6. tur kitabımızdı. Aslında kendisi bize sponsorlukla gönderilen ilk kitaptı ama 6. sıraya girdi nedense.

Bütün bir tur grubu olarak kitaba başlamaya hevessizdik. Kitabın kapağı veya arka kapak yazısı kötü bilde değilken neden böyle bir düşünceye başvurduk bilemiyorum.

Kitap biraz fazla sıkıcı başlıyor. Ben her kitabı en bi 100 sayfa okurum çünkü genelde olaylar ilk 100 sayfada belirmez, kitabın konusu bir güzel anlatılır. Ama bu kitapta 100lere geldiğimde bile sıkıntıdan ölüyordum. Kitap 500 küsur sayfa olduğu için belki 200lerde kendine geliyordur diye düşündüm; ama yine yok! Tamam, önceki sayfalara göre biraz aksiyon gelmişti kitaba ama sardıramıyordu işte.

Kitabın türü fantastik ve şuan bir sürü kitap ile kıyaslayabilirim. Verdiğim 2 puan bile fazla bu kitaba. Fısıltı Serisi, Mara Dyer Serisi gibi bir sürü mükemmel derece de güzel fantastik kitap varken Illuminate Bana Ruhunu Ver pek de tercih edilecek kitap değil doğrusu.

Ben kitabı hiç kimseye önermiyorum fakat siz yine de alıp kendi görüşünüzü edinin bence. Hepimizin zevki aynı değil sonuçta, siz kitaba bayılabilirsiniz.

NOT: Kitabın konusu güzel değil, sürüklemiyor fakat bir sürü güzel alıntı ile dolu. Bazılarını görmek için tur hesabımıza bakabilirsiniz :D


Instagram: www.instagram.com/kitapokuyanpenguen
Tur: www.instagram.com/kitapavcilari

14 Ağustos 2015 Cuma

Buz Kapanı- Alexandra Bracken// Kitap Yorumu

Adı: Buz Kapanı.     

Orijinal adı: Never Fade

Yazarı: Alexandra Bracken

Yayınevi: Parodi Kitap

Sayfa sayısı: 549

Ait olduğu seri ve sırası: Karanlık Zihinler, 2. kitap

Puanım: 5


Arka kapak;

Turuncu… lider… Roo… Herkes farklı bir şekilde sesleniyor bana. Oysa bir tek ben gerçekte ne olduğumu Biliyorum: bir canavar. Ve şimdi beni bekleyen zorlu bir görev var: Virüsün kaynağını açık eden çok gizli Bir bilgiye ulaşmak… Ve bu… bir zamanlar bana nefesim kadar yakın olan birinin ellerinde… Şimdi bir tercih yapmak zorundayım. Ya kalbimi özgür bırakacak ya da Karanlık zihinleri aydınlığa Kavuşturacağım… 

Yorumum;

Ben bu seriye, kitaba, yazara ve karakterlere bayıldım! Okuduğum en iyi diskoya bu seri olabilir. Ben bu kitaba ve seriye tur grubumuz sayesinde başladım. Şuan Kitap Avcıları olarak turunu yapıyoruz. Karanlık Zihinler için de yapmıştık fakat ben o turu yapmamıştım. Şimdi Parodi Kitap turumuza sponsor oldu ve kitabı bize gönderdiği için, ilk kitabı okumadan olmaz dedim. Acayip pişman olduğum önceden okumadığıma ama sanırım önceden okusaydım Buz Kapanı'nın çıkmasını besleyemezsdim. 
Ruby bu kitapta bildiğiniz evrim geçiriyor. Kişisel özellikleri yani. Bizim ürkek, pısırık Ruby'miz güçlü, kendine güvenen ve kararlı bir kıza dönüşüyor ve ben bu haline resmen aşık oldum!
Hiçbir sayfasında sıkılmadım ve şimdi ne olacak diye okudum bütün kitabı. Bu seri beni distopyalara bağladı resmen!
Yazarın dili de ayrı bir hoşuma gitmedi. Gereksiz detaylar eklemiyor ve buna rağmen çok açıklayıcı bir şekilde anlatıyor. 
Karanlık Zihinler'den daha güzeldi bence ;)



25 Haziran 2015 Perşembe

Kaçınılmaz- Amy A. Bartol// Kitap Yorumu

Kitabın adı: Kaçınılmaz


Orijinal adı: Inescapable

Türü: Romantik, Paranormal

Yazarı: Amy A. Bartol

Çevirmeni: Merve Özcan

Sayfa sayısı: 430

Yayınevi: Yabancı Yayınları

Benim puanım: 5

Goodreads puanı: 4.08

Ait olduğu seri ve sırası: The Premonition Series #1


ARKA KAPAK;
Evie Claremont üniversiteye başladığında, gördüğü kâbusların biteceğini ummuştu. Ama bitmemişlerdi... En garip durumlarda bile mantıklı bir açıklama bulmaya çalışan Evie'nin hayatında, ikinci sınıf öğrencisi Reed Wellington'la tanıştıktan sonra akla mantığa sığmayacak şeyler olmaya başlamıştı. Reed'e karşı hissettiği anlamsız çekim de işleri iyice karıştırıyordu. Çünkü Reed, Evie'ye hayatta başına gelip gelebilecek en korkunç şeymiş gibi davranıyordu. Yine de ne zaman ihtiyacı olsa, hayatını kurtarmak için Reed oradaydı…

Reed'in sakladığı sır neydi? Evie'nin şüpheleri doğru muydu? Peki, rüyalarında gördüğü o karanlık gelecek kaçınılmaz mıydı?



BENİM YORUMUM;
Bu kitap!
Aman Tanrım!
Niye bitti ki?
İkinci kitap nerede!?
Hayatımdan Reed'i çıkarmaya hazır değilim ve asla olamayacağım.
Bu seri bitmesin. Lütfen.
Kaçınılmaz, son zamanlar da okuduğum en mükemmel kitaptı. En harika kurgu ve en iyi karakterlere sahip. Ayrıca beni eski tempoma soktu. Normalde bir günde en az 100 sayfa okurdum ama The 100'dan sonra bu düzen bozulmuştu ve nedense okuyamıyordum. Bir sürü güzel kitapla karşılaştım o sıra da mesela Gözlerindeki Canavar ve Eksik Parça. Hatta Diriliş. Hiç biri beni o berbat durumdan kurtaramadı. 
Kaçınılmaz ilacım oldu resmen.Gece yatmadan önce sonraki sayfalarda neler olacağının hayalini kurar oldum resmen! Bu en son ne zaman başıma geldi hatırlamıyorum bile.
Tek sorunum çeviriydi. O kadar çok yazım hatası ve saçmalık vardı ki... Neyse ki kurgu bunu gölgeliyordu da kitaptan nefret edecek hale gelmedim. Kitapta çevirmen 'hızlı' yazmak istemiş ve yazdığı şey 'HHHHHHhızlı' idi. Bu ne!? Umarım serinin geri kalanını aynı kişi çevirmez. Kurtar bizi Yabancı!
İkinci kitabı dört gözle bekliyorum ama 5-19 temmuz arasında çıkarmasınlar o sıra da yurtdışında olacağım alamam :(.
Reed, en sevdiğim karakter olmaya aday şuanda. Reed'i istiyorum. Bu kadar basit. Evie de iyi bir karakterdi. Russell dışında beni sinirlendiren bir şey yapmadı.
Russell demişken ondan nefret ediyorum. Bir şey yapmasına gerek yok, var olması bile beni sinir ediyor. Umarım diğer kitaplarda ölüyordur.
Buns ve Brownie en sevdiğim karakterler arasına girmeye hak kazandı! Çok enerjik ve eğlenceliler. Umarım üniversite de ben de onlar gibi arkadaşlar edinirim. Kızlar hep beraber yaptığı şeyler o kadar güzel insan oturduğu yerden bile kıskanıyor. 
Freddie'yi de çok sevmiştim. Hatta okurken düşünüyordum bloga onun hakkında yazacaklarımı. Onun gibi bir en iyi arkadaşa her kızın ve erkeğin ihtiyacı var ama...
Kitabın sonundaki olaylar tamamen şok ediciydi. Son iki bölümde 'YOK ARTIK!'dan başka bir kelime ağzınızdan çıkmıyor. Neyse ki bu kitabın sonunu daha önceden okumamıştım da tadını kaçırmamışım.
Amy, en sevdiğim yazarlar arasına girdi.

Satın almak için;
veya;

Serini diğer kitapları;




2. Kitap












3. Kitap










4. Kitap








5. Kitabın sadece adı belli; Iniquity






Lanetli- K. A. Tucker// Kitap Yorumu



Kitabın adı: Lanetli         

Orijinal adı: Anathema

Sayfa sayısı: 352

Yazarı: K. A. Tucker

Yayınevi: Yabancı Yayınları

Çevirmeni: İnci Nazlı

Türü: Genç- Yetişkin, Fantastik

Goodreads puanı: 3.89

Benim puanım: 4

Ait olduğu seri ve sırası: Casual Enchantment ilk kitap


Arka kapak: 

"Aşk, macera, tehlike, ihanet… bu seride hepsi var." 
-The Bookish Babes-

"Dozunda macera ve aşk beni kitabın içine çekti ve sonuna kadar koltuğumun kenarında tuttu." 
-Shelly Crane, New York Times ve USA TODAY Çok Satan Yazar-

"Bu hikâyede hiçbir şeyi tahmin etmeniz mümkün değil!" 
-Magical Urban Fantasy Reads-

Evangeline gençlik yıllarında adeta görünmezdi. Koruyucu ailesi duygusuz bir robota benziyordu ve sınıf arkadaşları genel olarak o yokmuş gibi davranıyorlardı. On sekiz yaşına girmek üzereydi ama tamamen yalnızdı ve birileriyle bağ kurmak için yanıp tutuşuyordu. Herhangi birisiyle…

Bir kafede Sofie ile karşılaştığında aradığı kişiyi bulduğunu düşünmüştü. Sofie'nin asistanı olması için sunduğu teklifi kabul ederek her şeyini geride bırakıp Manhattan'a taşındığında, kendisini pırlantaların ve sınırsız harcanan paranın sıradan olduğu, lüks bir dünyanın içinde bulmuştu.

Tüm bu cömertliğin ortasında, etrafında dönen gariplikleri göz ardı etmesi son derece kolaydı: Sofie'nin sergilediği tuhaf ve şiddet eğilimli davranışları, canavar gibi koruma köpekleri. Hatta kâbuslarında gördüğü kanlı cinayetleri, mağaralarda yaşayan evsizleri ve beyaz gözlü iblisi, özellikle de yakışıklı Caden'ı. Ama bir gece uyandığında boynundaki diş izleri bu peri masalının çabucak uçup gitmesine neden olmuştu. Yavaş yavaş Sofie'nin ve arkadaşlarının sırları ortaya çıkıp da diş izlerinin açıklaması ve rüyaları netleştikçe, gerçeğin hayal bile edemeyeceği kadar korkunç ve gizemli olduğunu fark etmişti. Şimdi, Evangeline'in yalanlarla dolu bir dünyada hayatta nasıl kalacağına karar vermesi gerekiyordu!
(Tanıtım Bülteninden)

Benim yorumum:

Başlamadan önce kitabın en sevdiklerim arasında kendisine yer edindiğini bilmenizi istiyorum. Gerisini okumanıza pek gerek yok. Eğer fantastik vampirli kitapları seviyorsanız bilgisayarınızı kapatıp en yakın kitapçıya gidebilirsiniz.
Eğer daha tatmin olmadıysanız yazımın sonunda kendinizi bir kitapçıda bulacağınıza da eminim.
Kendi zevklerimi, ilgi alanlarımı keşfettiğimden beri vampirlere karşı büyük bir zaafım var ve dünya üzerindeki en sevdiğim fantastik yaratık vampirlerdir. Kitabın kapağı her ne kadar ''Ben distopyayım.'' dese de değil. Yani vampirlerle alakalı olduğunu öğrendiğimde cidden çok sevinmiştim.Kitaba başladım ve sıkılmadan da devam ettim. Ama ne yazık ki benim berbat bir huyum var. Olduğum sayfayla ilgilenmeyi bırakıyorum ve ondan sonraki 20 sayfayı ezberleyip öyle devam ediyorum. Bu berbat bir şey ve bunu Lanetli'ye de yaptım.
Kitabın ön kapağında tahmin edilemez olduğu yazıyordu. Ben tüm detaylarıyla karıştırmamıştım kitabı ve kafamda bazı teoriler vardı elbet. Bu tür şeylerle çok ilgilendiğim için olası bütün durumları biliyorum ve geniş bir hayal gücüm var. Teorilerimden biri yarım olarak tuttu. Yani birkaç detayı eksikti. Ama o sonu kesinlikle tahmin edemezdim!
Aslında sonunu merak edip okumuştum. Ve tekrar okuduğumda yine aynı şoku yaşadım. Tucker, gerçekten de iyi iş çıkarmış.

İndirimden yararlanmak için;
veya,


Serinin diğer kitapları;





2. Kitap; Sığınak













3. Kitap, Türkçe adı belli değil.












4. Kitap, Türkçe adı belli değil.





20 Haziran 2015 Cumartesi

The 100- Kass Morgan// Kitap Yorumu




Kitabın adı: The 100

Yazarı: Kass Morgan

Türü: Bilim kurgu

Dili: İngilizce

Puanım: 4/5



Kısaca konusundan bahsedeyim; 100 yıl sonrasında bahsediyor kitap. Bizler zamanında Dünya üzerindeki yaşamı radyasyonla yok etmişiz ve bazı şanslı insanlar uzaya kaçmışlar. Uzay istasyonlarını birleştirmişler ve ona Arcadia adını vermişler. Oksijen kısıtlı olduğundan dolayı buradaki suçlar çok önemli. Eğer 18 yaşından büyükseniz suçunuz ne olursa olsun öldürülüyorsunuz. Yani uzaya atılıyorsunuz. Eğer 18 yaşından küçük iseniz hücrelere tıkılıyorsunuz ve 18 yaşınıza bastığınız anda uzaya atılıyorsunuz. Ayrıca yine aynı nedenden dolayı her ailede sadece bir çocuk olabilir yani kimsenin kardeşi olmamalı.

Oksijen artık yetmediğinden dolayı hücredeki 100 çocuk suçluyu Dünya'ya gönderme kararı alınıyor fakat bir tanesi kaçmayı başarıyor.

Dünya'ya inen 99 suçlu radyasyondan etkilenmiyor fakat radyasyondan çok daha büyük problemleri var.

Öncelikle kitabın diziden farklı olduğunu söylemek istiyorum. Yukarıya yazdığım konu her ne kadar çok benzese de bundan daha fazlası var kitapta. 

Uzay gemisinden kaçmayı başaran kişi, Glass, sayesinde yazar bizi uzaydaki olaylara da bağlamış. Onu olaya hiç katmasaydı kitabın sıkıcı bir hal alacağını düşünüyorum. Sürekli Dünya sıkardı. Glass sayesinde Arcadia'da neler olup bittiğini de öğrendik en azından.

Ben kitabı orijinal hali ile okudum ama seviyesi Intermediate'ten düşük olanlara önermiyorum, anlamazsınız. Biraz sözlük yardımı ile Intermediate, Upper-intermediate çok rahat okur. Yeni bende öyle oldu. Ama seviyeniz daha düşükse ve yine de ingilizce bir kitap okumak istiyorsanız size en iyi Penguin Readers'ın klasik romanları olur. Hani o seviye seviye olanlardan ama illa roman okumak istiyorsanız Fangirl veya John Green kitaplarına bakabilirsiniz onlar biraz daha kolay seviyede.

Ben kitabı diziden daha çok sevdim çünkü kitapta diziden beklediklerim gerçekleşti. En azından birisi. Ama her koşulda kitap en iyisidir :D.

Benim kitaptaki favori karakterim Bellamy oldu. Kitap okurken bi anda uzaktaki bir noktaya dalıp ''Ahh şimdi şöyle olsa n güzel olurdu...'' diye düşünürüz ya, ben ne zaman Bellamy için öyle düşünsem bu bir sonraki sayfa da gerçekleşti. Bellamy değer verdiği insanlar için fazla korumacı. Ben onun bu özelliğine bayılıyorum. Octavia'yı ne pahasına olursa olsun koruması bence mükemmel bir şey. Aynı ilgiyi Clarke'a da göstermesi daha da mükemmel. Ayrıca çok yakışıklı, seksi ve de kaslı. Kısacası benim mükemmel erkeğim Bellamy Blake.

Dizide olup da kitapta olmayan bir sürü karakterin eksikliğini hissettim ne yazık ki. Mesela Monty ve Jasper. O ikisi beni hep güldürmüştü ve olsalardı kitaba neşe katarlardı en azından. Her ne kadar nefret etsem de Finn'in de eksikliğini hissettim. Bellamy'nin Clarke açısından bir rakibe ihtiyacı var bence Wells yetersiz kalıyor. Bir aşk üçgeni güzel giderdi...